17 Nisan 2009 Cuma

Modern demokrasilerde asker konuşmaz. Konuşursa da kimsenin umurunda olmaz. Modern demokrasilerde tüm bürokratlar gibi askerlerin de ifade hakkı sadece kendileri için belirlenen görev tanımının çerçevesiyle sınırlıdır. Kendi görev alanlarına giren konularda ancak sivil yönetimlerin talebiyle ve kontrolünde teknik açıklamalarla yetinmek zorundadırlar.


Modern demokrasilerde toplum ya da siyaset silahlı ya da silahsız bürokratların değerlendirmesine, eleştirisine, hele hele tasarımına konu edilemez. Tam tersine modern demokrasilerde toplum, sivil siyaset yoluyla oluşan parlamentoları aracılığıyla devletin, devlet organlarının ve doğal olarak ordunun hareket alanını, görev, yetki ve sorumluluklarını belirler. Konumu ve rütbesi ne olursa olsun hiç kimsenin, halkın maddi ve manevi büyük fedekarlıklarla oluşturduğu orduya sırtını dayayarak, millete ders verme, bununla da yetinmeyip şekil verme cüretini göstermeye hakkı olamaz.

Halk iradesini önceleyen modern demokrasilerde dışarıdan kaynaklanabilecek muhtemel tehlike ve tehditlere karşı kamunun güvenlik ihtiyacını karşılamak için oluşturulmuş bir örgütün halkın yaşam tarzını, sosyal girişimlerini, inançlarını, düşüncelerini hedef alır hale gelmesi asla düşünülemez. Modern demokrasilerde atanmış silahlı/silahsız memurlar ordu ile sivillerin ilişkisinin nasıl olması gerektiği konusunda ağızlarını bile açamaz, akıl veremez, dayatmada bulunamaz. Modern demokrasilerde atanmış silahlı/silahsız bürokratlarla sivillerin ilişkisini belirleme hak, yetki ve sorumluluğu sadece ve sadece sivillerin demokratik ve meşru oylarıyla belirledikleri yasama organınındır. Bu ilkeyi ihlal eden hiçbir görüş, düşünce ve yaklaşım kimden gelirse gelsin tartışılmaya değer bulunmaz.

Türkiye'de olduğu gibi tüm modern demokrasilerin, sivil yönetimlerin talepleri doğrultusunda kurumların profesyonellik alanlarıyla ilgili olarak görüş bildirmesini sağlayacak mekanizmaları vardır, olmalıdır. Diğer kurumlar gibi ordu ve mensupları da görüş, beklenti, uyarı ve düşüncelerini doğrudan kamu ile değil, sadece amirleri sayılan seçilmişlerin belirlediği yetkililere aktarmakla yükümlüdürler. Ordu mensupları ancak sivil yönetimin ihtiyaç duyması ya da fayda görmesi halinde görüşlerini halkla paylaşabilirler.

Modern demokrasilerde sadece kamuya hizmet amacıyla belirli görevlere atanmışların halkı sınıflara ayırarak bunlardan bazılarını bir tehdit unsuru olarak göstermesi ve hedef haline getirmesi düşünülemez. Sivillerin şiddet içermeyen düşünce, söylem ve eylemleriyle mücadele ancak yine şiddet içermeyen karşıt düşünce, söylem ve eylemlerle olur. Bunu yapmanın yeri de ordu kademeleri değil, sivil toplum ve sivil siyasettir. Modern demokrasilerde devlet kurumlarının ve top yekün atanmışların hizmet sağlama konusunda vatandaşlar arasında bir ayrımcılığa gitmesi düşünülemez. Böyle bir yola gitmesi suç kabul edilir ve şiddetle cezalandırılır. Hiçbir modern demokrasi ve çağdaş hukuk devletinde "ülkenin özel koşulları" diye bir yalanın arkasına sığınılıp en doğal kişi hak ve özgürlükleri ihlal edilemez. Milli irade, demokratik ve sivil haklar ile hukuk ayaklar altına alınamaz.

Devlet kurumlarının yeniden şekillendirilmesine dair toplum iradesine atfedilen önem demokrasilerin vazgeçilmeziyken, sivil topluma şekil verme hiçbir kurumun ne yetki, ne sorumluluk ne de haddi dahilindedir. Modern demokrasilerde herkes yerini bilir, haddini ve yetkisini aşana ya da ihlal edene, görevden almak dahil olmak üzere, gereken hukuki cevap anında verilir.

Bir modern demokrasiyi ve gelişkin bir hukuk devletini hak eden toplumların entelektüel geçinenleri silahlı ya da silahsız atanmışların üzerlerine vazife olmayan konulardaki söylevlerine kulak asmaz. Hele hele bu tür söylevlere utanç verici müthiş bir yaranma ve yaltaklanma güdüsü ile övgü üzerine övgüler hiç düzmez. Modern toplumlar kendi atadıklarının düşünce ve yaşam tarzlarından dolayı kendilerinden hesap sormasına ve kendilerine şekil verme cüreti göstermesine asla müsaade etmez. Tam tersine daima atanmışlardan hesap sorma, onları şeffaflığa zorlama sorumluluğuyla hareket eder. Hukukun üstünlüğünü esas almış modern demokrasilerde siviller, yaptıkları hukuk çerçevesinde ve meşruysa, konumu ne olursa olsun hiçbir atanmışın tehdidini, hedef göstermesini ciddiye almaz.

Bu tehditleri ciddiye almaza ama elbette gülüp geçmez de. Yaşadığı ülkenin demokratik bir hukuk devletine sahip olması için yüklendiği sorumluluğun ne kadar hayati olduğunun bir kez daha farkına varır. Görevinin sınırlarını ihlal ederek, içinden çıktığı toplumun bazı kesimlerini hedefe koymak suretiyle haddini aşan kendini bilmez atanmışlara verilecek en iyi karşılığın bu ülkenin gerçek bir demokratik hukuk devleti olması yönündeki sivil mücadeleye daha da hız vermek olduğunu gayet iyi bilir.

Ordusunu kışlasında seven bu millet, kışlasına bir türlü sığamayanlara cevap vermesini de çok iyi bilir.

Bülent Keneş

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Blog Listem

İzleyiciler